Hayatın ritminin hiç olmadığı kadar hızlandığı günümüzde, zamanın nasıl kullanılacağı sorusu giderek daha çok önem kazanıyor. Yapılması gerekenleri ve onlara ayıracağımız zamanı planlamak, bazen o şeylerin kendisini yapmaktan daha çok enerji talep edebiliyor.
Günün sonunda kendimizi; yarım kalmış işler, yetişilmesi gereken seminerler, alınması gereken sertifikalar ve gidilmesi gereken kurslar arasında kaybolmuş bulabiliyoruz. Pandemi dönemiyle birlikte evlere taşınan ofisler, bilgisayar başında geçirilen süreyi artırırken, “her an ulaşılabilir olma” baskısını da beraberinde getirdi.
Dahası, içinde bulunduğumuz bu yoğun temponun sonucunda; normalde keyifli olabilecek bir arkadaş buluşmasına, sportif bir faaliyete ya da tadını çıkararak yapabileceğimiz bir pazar kahvaltısına ayırdığımız zaman için bile kendimizi kötü hissedebiliyoruz. Yapılması gereken işler kenarda birikirken, boş zaman aktivitelerine vakit ayırma fikri dahi kendimizi suçlu hissetmemize neden olabiliyor.
Çalışma ve Dinlenme Dengesi Neden Bozuluyor?
Çalışma ve dinlenme dengesi bozulduğunda hem kendimizi daha yorgun hissederiz hem de yaptığımız işlerin verimi hedeflediğimizin aksine düşer. Oysa yapılması gereken işlerin yanında dinlenmeye ve keyif aldığımız aktivitelere yeterli zamanı ayırmak, çalışmaya devam edebilmek için gerekli enerjiyi ve motivasyonu toplamamıza yardım eder.
Zaman dengesini oluşturabilmek, hayatımızın kontrolünün uzayıp giden yapılacaklar listelerinde değil; kendimizde olduğunu fark etmemize ve benlik saygımıza katkıda bulunur.
Dinlenmeyi Neden “Zaman Kaybı” Olarak Görüyoruz?
İster koltukta hiçbir şey yapmadan öylece uzanmak olsun, ister sevdiğimiz bir sporda ter dökmek, isterse balkondaki çiçeklerle ilgilenmek… Dinlenmek veya keyif aldığımız bir şeyle ilgilenmek bazen bize ‘‘zaman kaybı’’ gibi görünebiliyor. Yoğun hayat temposu karşısında yeterli zamanımız olmadığını hissettiğimizde, vaktimizi boş zaman etkinlikleriyle verimsiz bir şekilde değerlendirdiğimizi düşünüp kaygı duyabiliyoruz.
Bu kaygıyı besleyen en önemli faktörlerden biri, çalışmanın kültürel olarak aşırı yüceltilmesidir. Etrafımızda sürekli “kısa sürede daha çok iş yapma” tavsiyeleri, kişisel gelişim kitapları ve üretkenlik videoları ile karşılaşıyoruz. Meşgul olmak veya fazla mesaiye kalmak ‘‘önemli’’ bir iş yapmış olmanın göstergesi sayılırken; kendine vakit ayırmak çevre tarafından ‘‘sorumluluktan kaçış’’ olarak etiketlenebiliyor. Bu durumu içselleştirdiğimizde ise dinlenmeyi “tembellik” veya “zayıflık” olarak kodluyoruz.
Sosyal Medya ve Kıyaslama Baskısı
Telefon ve bilgisayarlardan maruz kaldığımız bildirimler bizi sürekli tetikte tutuyor. Özellikle sosyal medya üzerinden yapılan kıyaslamalar, zaman kullanımıyla ilgili kaygılarımızı artırıyor. Başkalarının ödüllerini, tatillerini veya yeni projelerini gördüğümüzde, “Hayatı geriden takip ediyorum” hissine kapılabiliyoruz. Bu hayali mesafeyi kapatmak için de dinlenmekten feragat edip daha çok çalışmamız gerektiğine inanıyoruz.
Dinlenme Zamanını Azaltmak Hedefleri Olumsuz Etkiler
Çalışmaya atfettiğimiz önem ile dinlenme ihtiyacımız çatıştığında bilişsel bir uyumsuzluk yaşarız. Bu rahatsız edici histen kurtulmak için de (tıpkı diyetteyken tatlıyı kesmek gibi) dinlenme zamanlarımızı keseriz. Ancak bu, kısa vadeli ve hatalı bir çözümdür.
Vücudumuzda motivasyon ve hazdan sorumlu olan dopamin, keyif aldığımız anlarda salgılanır. Eksikliğinde;
Dikkat ve konsantrasyon azalması,
Motivasyon kaybı,
Problem çözme becerisinde zayıflık,
Uykusuzluk gibi sorunlar ortaya çıkar.
Yani zevk aldığımız aktivitelere ait zamanı azalttığımızda, aslında odaklandığımız işe yönelik becerilerimizi de zayıflatmış oluyoruz. Dinlenemediğimiz için stres seviyemiz artıyor, işler birikiyor ve bu durum bir kısır döngüye (tükenmişliğe) dönüşebiliyor.
Çalışma ve Dinlenme Dengesini Nasıl Sağlayabiliriz?
Dengeyi kurmak imkansız değil. İşte adım adım uygulayabileceğiniz stratejiler:
Kendinizi Takdir Edin: İşe, yaptıklarınızı ve çabalarınızı takdir ederek başlayın. Sadece yapılacaklar listesine değil, “başarılanlar listesine” de odaklanın. Üretkenlik, süreç boyunca engelleri aştıkça kazandığımız güven duygusundan beslenir.
Önceliklerinizi Belirleyin: Hayatınızdaki önemli alanları seçin ve gerekirse bazı şeylerden vazgeçmeyi öğrenin. Her şeye aynı anda yetişmeye çalışmak yerine, belirli alanlarda derinleşmeyi seçmek size dinlenmek için alan açacaktır.
Zamanı Bir “Görev” Gibi Değil, “İhtiyaç” Gibi Görün: Dinlenme vakitlerini yapılacaklar listesindeki bir madde gibi değil, yaşamın zorunlu bir parçası olarak görün. Tıpkı bir kitabı bitirdikten sonra hemen diğerine başlamadan önce sindirmek için beklediğimiz o kısa anlar gibi, zihninizin de durmaya ihtiyacı vardır.
Etkili Bir Yöntem: Eisenhower Matrisi ile Planlama
Zamanı planlarken basit bir tablo (Eisenhower Matrisi) oluşturmak, neyin gerçekten acil, neyin ise sadece “gürültü” olduğunu anlamamıza yardımcı olur. İşlerinizi şu 4 kategoriye ayırabilirsiniz:
1. Acil ve Önemli: Hemen yapılması gerekenler (Örn: Teslim tarihi gelen bir rapor, evdeki bir tesisat arızası).
2. Acil Değil ama Önemli: Uzun vadeli hedefleriniz ve kişisel gelişiminiz (Örn: Yabancı dil öğrenmek, spor yapmak, seyahat planlamak). En çok ihmal edilen ama en değerli alan burasıdır.
3. Acil ama Önemli Değil: Genelde başkalarının talepleri (Örn: Aniden gelen e-postalar, gereksiz toplantılar).
4. Acil Değil ve Önemli Değil: Zaman tuzakları (Örn: Amaçsızca sosyal medyada gezinmek).
Bu tabloyu kullanırken amacımız; 1. maddedeki krizleri yönetirken, 2. maddedeki “kendimize yatırım ve dinlenme” alanına sadık kalmaktır. 4. alanı ise minimize ederek kendimize vakit yaratabiliriz.
Mola Yönetimi Tekniği
Bir diğer teknik ise çalışma sürelerini ve molaları baştan planlamaktır. Örneğin, bir projeyi bitirmek için günde 5 saat ayıracaksanız, bu süreyi bloklara bölün. Mola saatlerinde ne yapacağınızı serbest bırakın; o an canınız ne istiyorsa onu yapın. Bu serbestlik hissi, suçluluk duygusunu azaltmaya yardımcı olacaktır.
Unutmayın, boş zamanlar bir lüks değil, yeniden üretebilmek ve sağlıklı kalabilmek için bir gerekliliktir.


